TÜRKİYE İŞ MAKİNALARI DİSTRİBÜTÖRLERİ VE İMALATÇILARI BİRLİĞİ (İMDER) YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÖZER ŞAHİN, TÜRKİYE İŞ VE İNŞAAT MAKİNELERİ SEKTÖRÜNÜN TÜRKİYE'NİN SANAYİ GÜCÜNÜ DÜNYAYA GÖSTEREN EN ÖNEMLİ VİTRİNLERDEN BİRİ OLDUĞUNUN ALTINI ÇİZERKEN, "YURT DIŞINDA BİZİ KÜRESEL ARENADA GURURLA TEMSİL EDEN ÇOK KIYMETLİ ÜRETİCİLERİMİZ VAR. BUGÜN DÜNYANIN NERESİNE GİDERSENİZ GİDİN, EN PRESTİJLİ ŞANTİYELERDE TÜRK ÜRETİCİLERİNİN İMZASINI GÖREBİLİRSİNİZ. YERLİ ÜRETİCİLERİMİZİN GLOBAL STANDARTLARDAKİ KALİTESİ, BİZİ DÜNYA DEVLERİYLE YARIŞIR BİR NOKTAYA GETİRDİ. GEREK YURT İÇİ SATIŞ GRAFİĞİMİZ GEREKSE İHRACAT VERİLERİMİZ, SEKTÖRÜMÜZÜN ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE BÜYÜME İVMESİNİ SÜRDÜREREK STRATEJİK GÜCÜNÜ ARTIRMAYA DEVAM EDECEĞİNİ AÇIKÇA ORTAYA KOYMAKTADIR." DİYOR.

Geçtiğimiz şubat ayındaki 13'üncü İMDER Genel Kurulunda Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini Nadir Akgün'den devralan Özer Şahin, İMDER'in temel misyonunun iş ve inşaat makineleri sektörünün sürdürülebilir büyümesini desteklemek, üyelerinin küresel pazarlarda daha rekabetçi hale gelmesine katkı sunmak ve sektörün ortak sesi olmak olduğunu söylerken, bu yönüyle İMDER'in yalnızca üyelerini temsil eden bir sivil toplum kuruluşu değil, aynı zamanda Türk makine imalat sanayisinin gelişimine yön veren önemli bir paydaş olduğunu da vurguluyor.
Türkiye İş Makinaları Distribütörleri ve İmalatçıları Birliği'ni (İMDER) ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1993 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldum. Profesyonel iş hayatıma 1995 yılında başladım. 1997 yılında ise İMDER'in kurucu üyelerinden biri olan Borusan Cat'te çalışmaya başladım. Satış Temsilcisi olarak başladığım bu yolculukta; 6 Sigma Proje Yöneticiliği, Kiralama Müdürlüğü, Stratejik Pazarlama Direktörlüğü, İnşaat Endüstrisi Satış Liderliği ve Türkiye Genel Müdürlüğü gibi farklı görevler üstlendim. Nisan 2025 itibarıyla Borusan Cat İnşaat Endüstrisi Global Büyüme Lideri olarak, Borusan Cat'in faaliyet gösterdiği Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya bölgelerinde ana ürün, satış sonrası ve pazarlama stratejilerine liderlik ediyorum. Farklı görevlerde edindiğim saha ve strateji deneyiminin, bugün aldığım kararlara önemli katkı sağladığını söyleyebilirim. İMDER, sektörü ortak bir ses altında temsil etmek ve sektörel gelişimi desteklemek amacıyla 2002 yılında kuruldu. Bugün geldiğimiz noktada; yerli üreticileri ve dünyanın önde gelen iş makineleri markalarının distribütörlerini aynı çatı altında buluşturan güçlü bir yapıdayız. Gelinen noktada pazarın yüzde 95'inden fazlasını temsil ederek, sektörün tartışmasız en güçlü çatı kuruluşu konumundayız. Üyelerimiz aracılığıyla pazarın çok büyük bir bölümünü kapsıyor, sektörümüz adına ortak akıl üretiyoruz. Kamu kurumları ve ilgili paydaşlarla düzenli ve yapıcı bir iletişim içinde çalışarak sektörün ihtiyaçlarını gündeme taşıyoruz.
Geride kalan yılı nasıl değerlendirirsiniz? 2026'ya ilişkin ihracat beklentileriniz nedir?
İMDER verilerine göre; 2025 yılında satışlarımızı yüzde 10 artışla 16.303 adede çıkararak, 2024'teki 14.767 adetlik seviyenin üzerine taşıdık ve iç pazardaki büyümemizi sürdürdük. 2026 yılının ağustos ayı İMDER verilerine göre; ana ürün gruplarında toplam 7.820 adet satış gerçekleşti. İş ve inşaat makineleri pazarı; pandemi sonrası ertelenen taleplerin devreye girmesi, düşük faiz ortamı ve Kahramanmaraş depremi sonrası ortaya çıkan yoğun ihtiyaç nedeniyle son yıllarda bir büyüme süreci geçirmişti. Dolayısıyla 2026'nın ilk sekiz ayında, ana ürün gruplarında gördüğümüz yüzde 10'luk düşüşü, bu rekor seviyelerin ardından yaşanan normal bir dengelenme süreci olarak değerlendiriyoruz. Son 3-4 yıllık dönemi değerlendirdiğimizde, satış hacmimizin genel olarak istikrarlı bir seyir izlediğini söyleyebiliriz. İhracat, iç pazar satışları ve yedek parça alt sektörlerini de hesaba kattığımızda, yaklaşık 8 milyar dolarlık bir ciro hacmine sahip olan sektörümüzde, TÜİK verilerine göre 2025 yılında 2,1 milyar ihracat performansımızla "İnşaat ve Madencilik Makineleri" grubumuz, tüm makine kategorileri arasında Türkiye'nin en fazla ihracat gerçekleştiren üçüncü grubu olmayı başardı. İnşaat ve madencilik makineleri sektöründe, 2025 yılının ocak-temmuz döneminde 963 milyon dolarlık ihracat gerçekleşmişti, 2026 yılının aynı döneminde ise yaklaşık yüzde 14'lük bir büyüme ile 1,1 milyar dolar değerinde ihracat gerçekleştirildi. Sektörümüzün ihracat performansı, Türkiye'nin sanayi gücünü dünyaya gösteren en önemli vitrinlerden biridir. Yurt dışında bizi küresel arenada gururla temsil eden çok kıymetli üreticilerimiz var. Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin, en prestijli şantiyelerde Türk üreticilerinin imzasını görebilirsiniz. Yerli üreticilerimizin global standartlardaki kalitesi, bizi dünya devleriyle yarışır bir noktaya getirdi. Gerek yurt içi satış grafiğimiz gerekse ihracat verilerimiz, sektörümüzün önümüzdeki dönemde büyüme ivmesini sürdürerek stratejik gücünü artırmaya devam edeceğini açıkça ortaya koymaktadır.
İMDER'in Türk makine sektörleri açısından önemini sizin cümlelerinizle dinleyebilir miyiz?
İMDER hem imalatçı hem de distribütör firmaları aynı çatı altında buluşturan güçlü bir sektör kuruluşu. Bu sayede sektörün tüm paydaşlarını ortak hedefler doğrultusunda bir araya getiriyor, sektörümüz adına önemli projeler ve iş birlikleri hayata geçiriyoruz. Bu güçlü temsil yapısı, kamu kurumları nezdinde dile getirdiğimiz görüşlerin, taleplerin ve çözüm önerilerinin daha fazla karşılık bulmasına ve daha etkili bir şekilde değerlendirilmesine önemli katkı sağlıyor. İMDER olarak temel misyonumuz, iş ve inşaat makineleri sektörünün sürdürülebilir büyümesini desteklemek, üyelerimizin küresel pazarlarda daha rekabetçi hale gelmesine katkı sunmak ve sektörümüzün ortak sesi olmaktır. Bu yönüyle İMDER, yalnızca üyelerini temsil eden bir sivil toplum kuruluşu değil, aynı zamanda Türk makine imalat sanayisinin gelişimine yön veren önemli bir paydaştır. Sektörümüzün gelişimi için ortak aklı ve iş birliğini güçlendirmeye devam edeceğiz.
Makine sektörünün çözüm bekleyen sorun başlıklarını nasıl sıralayabilirsiniz? İMDER Yönetim Kurulu olarak önümüzdeki dönemde odaklanacağınız önemli başlıklar neler olacak?

Mart ayında stratejik alanlarımızı önceliklendirmek ve paydaşlarımızın beklentilerini öğrenmek için İMDER olarak Strateji ve Hedef Belirleme Anketi yapmıştık. Anket sonuçlarına göre; maliyet yönetimi, uygun finansmana erişim, yeni pazarlar, nitelikli insan kaynağı ve iş sağlığı-güvenliği konuları ön plana çıkmaktadır. Bu öncelik alanlarımızla ilgili çalışmalara başladık. Bu doğrultuda Yönetim Kurulu Üyelerimiz arasında görev dağılımı gerçekleştirdik. Yine bu anketimizden aldığımız sonuçlara göre üyelerimizin İMDER'den beklentilerine paralel olarak; komitelerimizi sektörel alt kırılımlara göre yeniden yapılandırdık. Üyelerimizin ve sektörün ihtiyaçlarına paralel olarak iki yeni komitemizi hayata geçirdik. Sürdürülebilirlik Komitesinin konuları arasında çevre, toplumsal cinsiyet eşitliği, iş sağlığı ve güvenliği konuları var. İkinci komitemiz ise İnovasyon ve Dijitalleşme Komitesi. Tüm komitelerimiz üyelerin katılımı ile bir araya gelerek sektöre ve paydaşlara katkı sunmaya devam etmektedir. Öte yandan Avrupa Birliği ile diğer ülkelerle arasında imzalanan serbest ticaret anlaşmalarını yakından takip ediyor, güncel gelişmeleri ve sektörümüze olası etkilerini üyelerimizle düzenli olarak paylaşıyoruz.
AB'nin hızlandırdığı serbest ticaret anlaşmaları Türkiye için nasıl bir risk teşkil ediyor? Özellikle AB-Hindistan STA'sının Türk makine sektörüne etkilerini nasıl yorumlarsınız?
Dünyada rekabet gün geçtikçe artmaktadır. Küresel ticaret sisteminde çok taraflılığın zayıfladığı, ikili ve bölgesel ticaret anlaşmalarının ise hız kazandığı bir dönemde yeni anlaşmalar yapılmaktadır. AB ile Hindistan arasında imzalanan serbest ticaret anlaşması, küresel ticaret dengelerini ve tedarik zincirlerini doğrudan etkilemektedir. Yaklaşık iki milyar nüfusu kapsayan bu ekonomik alan, yalnızca taraflar arasındaki ticareti artırmayı değil, aynı zamanda üretim merkezlerinin dağılımını, tedarik zinciri yapısını ve yatırım yönelimlerini yeniden şekillendirmeyi hedeflemektedir. İş ve inşaat makineleri sektörü, yatırım malları niteliği, altyapı projelerine duyarlılığı ve yüksek katma değerli üretim yapısı nedeniyle bu dönüşüm sürecinden doğrudan değil ancak yapısal düzeyde etkilenme potansiyeline sahiptir.
Benzer şekilde, yakın coğrafyamızdaki jeopolitik riskler Türk makine sektörüne nasıl yansıyabilir?
Türkiye, yakın coğrafyada makine sektörünün en stratejik üretim merkezlerinden biri konumundadır. Türk iş ve inşaat makineleri sektörü; yüksek kalite standartlarındaki üretim kapasitesi, Avrupa ile kurduğu güçlü entegrasyon ve yaygın servis ağı bulunan köklü bir yapıya sahiptir. Uluslararası teknik mevzuata tam uyumumuz, ürün çeşitliliğimiz ve farklı kapasite gruplarında üretim kabiliyetimiz küresel ölçekte çok ciddi bir rekabet avantajı oluşturmaktadır. Sektörümüz; coğrafi yakınlığının sağladığı lojistik avantajı, güçlü mühendislik kabiliyeti ve sürdürülebilir üretim pratikleriyle bugün çok avantajlı bir pozisyondadır. Makine sektörümüz, bu entegre yapısı sayesinde sadece maliyet odaklı bir tedarikçi değil; verimlilik, dijitalleşme ve kalite odaklı bir teknoloji merkezi olarak konumlanmaktadır. Bu güçlü altyapı, bölgesel riskleri yönetme kapasitemizi de doğrudan artırıyor. Örneğin; Suriye'deki yeniden yapılanma süreci, jeopolitik risklerin yönetilip stratejik bir avantaja dönüştürüldüğü en somut örneklerden biridir. Bölgedeki savaş sonrası ihtiyaç duyulan altyapı, konut ve sanayi yatırımları, makine sektörümüz için çok geniş bir iş birliği alanı yaratmaktadır. Yeniden yapılanma projelerinde ihtiyaç duyulan iş ve inşaat makinelerinin bölgeye sevkiyatında, coğrafi yakınlığımız ve operasyonel hızımız sayesinde küresel rakiplerimize kıyasla lojistik maliyet ve süre açısından tamamen rakipsiz bir konumdayız. Özetle; Türk makine sektörü, yakın coğrafyasındaki belirsizlikleri yönetebilen esnek yapısıyla, bölgesinin sadece en güvenilir tedarikçisi değil, geleceğin inşasındaki en stratejik çözüm ortağıdır.
Türkiye sanayisinin Endüstri 4.0/dijitalleşme yolcuğunu için neler söyleyebilirsiniz?
Türkiye iş makineleri sektörü, dijitalleşme vizyonuyla tam anlamıyla dönüşüm yaşayan bir evrededir. Bu dönüşüm; doğru okunduğunda büyük fırsatlar, ertelendiğinde ise ne yazık ki yapısal riskler barındırıyor. Tüm sektörlerde olduğu gibi iş makineleri sektöründe de rekabet gücünü kaybetmemek ve artan maliyetlerle başa çıkmanın yolu, verimliliği artırmaktan, yani teknolojik ve dijital dönüşümden geçiyor. Makine takip sistemleri, şantiye bazında teknolojik çözümler, makine kontrol sistemleri, uzaktan müdahale servis çözümleri ve güvenlik teknolojileri hem verimliliği arttırıyor hem de insan ve çevreye kattığı değer ile sürdürülebilirliği destekliyor. Kullanıcılar artık sadece makine değil, beraberinde teknolojik ve dijital dönüşüm de talep ediyor. Bu teknolojiler; yalnızca üretim yöntemlerini değil, sektörün vizyonunu ve sorumluluk alanlarını da dönüştürmektedir. Bu değişimi doğru analiz etmek sektörümüzün gelecekteki konumunu belirleyecek en önemli unsurlardan biridir.
Sektörün insan kaynakları için neler söyleyebilirsiniz? Çalışanların eğitimi ve yetkinliklerinin artırılması konusunda İMDER'in yaklaşımı nedir?
Yaklaşık 1 milyon kişiye istihdam sağlayan sektörümüz çok geniş bir ekosistemi kapsıyor ve nitelikli insan kaynağı bu yapının en kritik unsuru. Gençlerin ilgisini artırmak için önce sektörü doğru anlatmamız gerekiyor. Bugün iş makineleri; sensörlerle çalışan, veri analitiği kullanan ve yüksek teknoloji içeren ürünlere dönüşmüş durumda. Bu doğrultuda üniversite-sanayi iş birlikleri, mesleki eğitim projeleri ve kariyer günleri öncelikli odak alanlarımız arasında yer alıyor. Millî Eğitim Bakanlığı ile birlikte yürüttüğümüz "7 Bölge 7 Okul" projesi, bu alandaki en somut katkılarımızdan biridir. Bu projeyle eğitmenlerin gelişimini desteklemeyi ve sektörün ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetişmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Üyelerimiz, komponent tedariki ve eğitmen desteği konusunda çalışmalarımıza katkı sunuyor. Bunun yanı sıra okullarda düzenlenen Kariyer Günleri sayesinde öğrenciler sektör temsilcileriyle bir araya gelerek iş ve staj olanakları hakkında doğrudan bilgi edinebiliyor. Ayrıca, teknik bilgi ve güncel teknolojilere yönelik eğitimler düzenleyerek hem eğitmenlerin hem de öğrencilerin mesleki gelişimlerini desteklemeye devam ediyoruz. Hedefimiz; gençlere sektörü sadece bir "sanayi işi" olarak değil, bir teknoloji ve mühendislik kariyeri olarak konumlandırmak. Sektörümüzde sürdürülebilir büyümenin iş birliği, nitelikli insan kaynağı ve teknoloji odaklı yaklaşımlarla mümkün olduğuna inanıyoruz. Hem sektörümüzdeki çalışma arkadaşlarımıza yeni ufuklar açacak hem de sektörü emanet edeceğimiz gelecek nesillere ışık tutacak çalışmalar yapmayı hedefliyoruz.
İhracat, Türkiye'nin ekonomik büyümesinde en önemli dayanaklardan biri. Sizce önümüzdeki dönemde ihracatçı firmaların, özellikle makine ihracatçılarının dikkat etmesi gerekenler neler olmalı?
Küresel jeopolitik risklerin ve ticari belirsizliklerin arttığı bu dönemde, ihracat gerçekleştiren firmaların tek bir pazara bağımlı kalmaması artık bir zorunluluktur. Bu süreçte en kritik adım, esnek bir pazar çeşitlendirme stratejisi yürütmektir. En büyük pazarımız olan Avrupa ile olan güçlü ticari bağlarımızı korurken, yakın coğrafyamızda başlayan yeniden yapılanma ve altyapı projelerini de stratejik konumumuz sayesinde çok yakından takip etmeliyiz. Bununla birlikte, son dönemde sektörümüzün Amerika pazarına yönelik ciddi bir ivme yakaladığını görüyoruz; bu kalıcı hale getirilmeli. Küresel rekabette öne çıkabilmenin yolu, az önce de detaylıca bahsettiğim teknoloji ve dijital dönüşüme hızla adapte olmaktan geçiyor. İhracatçılarımızın, küresel pazarlarda kalıcı olabilmesi için bu dijital entegrasyonu sadece bir ürün özelliği olarak değil, kendilerini öne çıkaracak stratejik öncelik olarak görmeleri gerekiyor.
Son olarak, sektörel sivil toplum kuruluşlarında aktif bir çalışma hayatınız olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede, Türk sanayicilerinin sivil toplum kuruluşlarına yaklaşımı ve bu yapılar içinde görev alma kabiliyetleri/istekleri için neler söyleyebilirsiniz?
Sivil toplum kuruluşları, sanayimizin en büyük güç birliği merkezleridir. Sektörün tüm paydaşlarını tek bir çatı altında birleştirerek, ortak aklın oluşmasına ve sektörün çıkarlarının etkin biçimde temsil edilmesine katkı sağlarlar. Bugün STK'ler, sadece sorunlar ortaya çıktıktan sonra çözüm arayan yapılar değil; küresel gelişmeleri izleyerek olası risklere karşı proaktif çalışmalar yürüten vizyon merkezleridir. Özellikle mevzuat süreçleri ve yasal düzenlemeler konusunda karar vericilerle yürütülen ortak çalışmalar, sektörümüzün geleceğini doğrudan şekillendiriyor. Bireysel taleplerin ötesine geçerek kamu kurum ve kuruluşları nezdinde sanayinin ortak aklını temsil etmek, STK'lerin en kritik misyonudur. Sanayicilerimiz de bu gücün ve sorumluluğun farkında olarak STK'ler içerisinde son derece aktif ve istekli bir şekilde rol alıyorlar.
